Tarık bin Ziyad 711 yılında askerleriyle Cebeli Tarık Boğazını geçince geri dönülmesini engellemek için gemileri yaktırarak tarihi bir dönemin başlangıcını yapmış oldu.
Bundan sonra yaklaşık 800 yıl İber Yarımadası İslâm toprağı oldu. İslâm’ın ışığı Endülüs’te yeni bir medeniyetin doğuşuna vesile teşkil etti. Matematikte, fizikte, kimyada, astronomide ve birçok bilim dalında Avrupa’ya ışık tuttu. Felsefede, edebiyatta dünyayı aydınlattı. Tarık bin Ziyad’ın gemileri yakması darbı mesel olarak hâlâ varlığını sürdürmektedir. Bir olay ve durum karşısında kararlılığımızı ifade etmek istediğimizde “Artık geri dönüşü yok; gemileri yaktım” deriz.
Başkenti Şam’da bulunan Emevi Devleti daha İslamiyet’in ilk yüzyılı olan 7. yüzyılda Kuzey Afrika’nın tümünü eline geçirmişti. 8. yüzyılın başında Emevi Devleti’nin Kuzey Afrika’daki valisi olan Musa Bin Nusayr, Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik’in desteğiyle bir Berberi kumandan olan Tarık bin Ziyad’ı Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İber Yarımadası’na gönderdi. O zamanlar İber Yarımadası Germen asıllı bir ulus olan Vizigotların elindeydi ve başkentleri Toledo kentinde bulunuyordu. Tarık bin Ziyad’ın savaşta ricat olmaması için geri dönüş olasılığını kaldırmak üzere kendi gemilerini yaktığı bildirilir. Tarık Bin Ziyad Vizigot kralı Rodrigo’yu ağır bir yenilgiye uğratarak Vizigot Krallığını bitirdi ve bütün İber yarımadası kısa bir süre içinde Müslümanların olmasını sağladı. 750 yılına kadar Endülüs Emevilerin gönderdiği valiler tarafından yönetildi. 750 yılında Abbasiler Bağdat’ta halifeliklerini ilan ettiler ve Emevi hanedanından Abdurrahman bin Muaviye, Endülüs’e kaçarak kendisini Emevi emiri ilan etti ve Kurtuba (Córdoba) kentini kendine başkent yaptı.
Avrupa’da İslâm’ın varlığına tahammül edemeyen Roma Katolik Kilisesi, Endülüs İslâm Devleti’ni ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Bu sebeple Papa 3. İnnocent, 13.yüzyılın başlarında, Kudüs’te savaşmakla Endülüs’te savaşmak arasında fark bulunmadığını ifade ederek Endülüs Müslümanlarına karşı Haçlı Seferi ilan etti. Bu, ada Müslümanlarına karşı o zamana kadar tertiplenen Haçlı Seferleri’nin en tehlikelisi ve en korkuncu idi. Papa, Müslümanları İspanya’dan çıkaracak olanlara ödül olarak geniş topraklar, büyük servetler ve yeni bir şövalyelik derecesi vadediyordu. Vaftiz olmamakta direnen Müslümanlar, Hristiyanlığı kabul ettiğini söyleyinceye kadar zincire vurulup zindanlara atıldılar ve ağır işkencelere tâbi tutuldular. Başta Kurân-ı Kerîm olmak üzere Müslümanların ellerinde bulunan tüm kitaplar papazlar tarafından toplatılarak meydanlarda yakıldı. Bu zulümler sebebiyle Gırnata Müslümanları ayaklandılar. Beyyâzin, Buşurrât, Meriyye gibi Gırnata’nın değişik bölgelerinde çıkan isyanlar kanlı bir şekilde bastırıldı. İsyan sırasında kadın, erkek pek çok Müslüman esir edildi. Böylece 1609 senesinde en az yarım milyon insan, doğup büyüdükleri topraklardan kovulmaya başlanır. Bir kısmı Kuzey Afrika’ya, bir kısmı da Fransa’ya sürülür. İspanya’nın her şehrinde, her kasabasında Moriskolar birer birer tutuklanır ve yaya olarak limanlara getirilir. Bunların çoğu açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan yollarda ölür. 1600 yılında İspanya Krallığı’nın nüfusunun 8 milyon olduğu, Morisklerin de bu nüfusun yaklaşık %10’unu oluşturduğu düşünülürse; bunlardan 600 bininin sürülmesi ve bunların da %75’inin yollarda ölmesinin rakamsal büyüklüğü anlaşılır. Sağ kalan kalabalıkları taşıtmak için Napoli’den, Ceneviz’den ve başka yerlerden askeri kadırgalar getirtilir ve insanlar Cezayir’e gönderilmek üzere gemilere istiflenir.




![eurasia-ajans-logo-1[1]](https://www.nalburteknik.com/wp-content/uploads/2022/06/eurasia-ajans-logo-11.png)