Dünyanın birçok yerini de gezmiş olan Orhan Acar ülkemizde iş disiplininin yeteri kadar olmadığı düşüncesinde. Ayrıca Düzce’deki inşaat faaliyetlerine TOKİ’nin olumsuz bir etkisinin olduğunu da belirten Orhan Acar bu konu ile ilgili olarak; “TOKİ bugün Düzce’de 5.-6. projesini yapıyor. Bu da tabi ister istemez bizim gibi satıcıları etkiliyor. Onlar, Düzce’deki firmalardan ağırlıklı yani büyük malzeme almıyorlar. Fabrika bağlantılarıyla malzeme alıyorlar. Bir de birçok yerde sizin de duymuş olabileceğiniz bir şey var. TOKİ’den iş alan yüklenici firmaları, taşeron firmalara iş yaptırdıkları için bizden malzeme almaları onlar için büyük bir risk. Ödeme sıkıntısı çekiliyor. Ödemeler ya zamanında yapılmıyor ya da hiç yapılmıyor. Bir gün o taşeron firmalar aradan çekilip gidiyor, siliniyor” dedi. 1992 yılından beri Düzce’de faaliyet gösteren Acar Ticaret’in kurucusu olan Cemil Acar’ın oğlu Orhan Acar ile Düzce ve Türkiye’de inşaat sektörü üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
“MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ İLKEMİZ”
Öncelikle sizi ve firmanızı tanıyabilir miyiz?
“Firmamızın sahibi aynı zamanda kurucusu Cemil Acar. Firmamız 1992 yılında kuruldu. Bu firmayı kurmadan önce Cemil Acar, yine bu sektör üzerinde 70’li yıllardan beri uzun yıllar başka firmalarda çalışmış. 1992 yılında da, Düzce’de, Cedidiye Mahallesi’nde kendi işyerini açtı. Biz de çocukları olarak hep yanındayız. Birbirimize destek olarak bu günlere geldik. Firma olarak da iyi yerlere geldiğimizi düşünüyoruz. Ayrıca müşteri portföyümüz de çok iyi. Müşterilerimiz de bize güveniyor ve ben de onların güvenini boşa çıkartmadığımızı düşünüyorum. İyi hizmet ettiğimizi düşünüyoruz. Zaten müşteri memnuniyeti hangi sektörde olursa olsun çok önemli bir konu. İşyerimize gelince şunları söyleyebilirim. İşyerimiz, depremden sonra birkaç kez aynı sokak üzerinde yer değiştirdi.Bir müddet prefabrik bir yapıda hizmet verdik. Ondan sonra, bu prefabrik yapıyı daha da büyüttük. Bunun ardından ise birkaç yıl önce yapmış olduğumuz bu binaya taşındık. Şimdi burada hizmet veriyoruz. Ama burası da bizim kalıcı yerimiz değil. Kalıcı işyerimiz ise şu anda inşaat halinde.”
Faaliyet gösterdiğiniz sektörün Türkiye’deki genel durumu hakkında neler söylemek istersiniz?
“Bizim ürün portföyümüz oldukça geniş. Yaklaşık olarak 3500 kalemden oluşuyor. Bildiğiniz gibi inşaat sektörü bizim lokomotif sektörlerimizden birisi. Ben üç ana kalemde topluyorum lokomotif sektörleri. Gıda, otomotiv ve inşaat. Bunlarda bir yavaşlama, bir duraklama yaşandığında ekonomide bir daralma yaşanıyor. Bizim ülkemizde inşaat sektörünün bitmeyeceği ya da daralmayacağı görüşündeyim. Bizim işlerimiz yaz sezonunda da çok iyi, kış sezonunda da çok iyi.”
İnşaat faaliyetlerini birkaç yıl öncesi ile kıyaslayacak olursak biraz yavaşlama var gibi. Sektörün durumunu siz nasıl görüyorsunuz?
“Evet, tabi. Birkaç yıl öncesine göre bir yavaşlama var. Ben bunun nedenini TOKİ’ye bağlıyorum. TOKİ bugün Düzce’de 5.-6. projesini yapıyor. Bu da tabi ister istemez bizim gibi satıcıları etkiliyor.”
“TOKİ DÜZCE’DEKİ İNŞAAT FİRMALARI İÇİN PEK İYİ OLMADI”
TOKİ Düzce’de yaptığı projeler için alması gereken malzemeleri Düzce’den mi alıyor yoksa dışarıdan mı getiriyor?
“Düzce’deki firmalardan büyük malzeme almıyorlar. Fabrika bağlantılarıyla malzeme alıyorlar. Bir de birçok yerde sizin de duymuş olabileceğiniz bir şey var. TOKİ’den iş alan yüklenici firmaları, taşeron firmalara iş yaptırdıkları için bizden malzeme almaları onlar için büyük bir risk. Ödeme sıkıntısı çekiliyor. Ödemeler ya zamanında yapılmıyor ya da hiç yapılmıyor. Bir gün o taşeron firmalar aradan çekilip gidiyor, siliniyor. Yüklenici firmalar yine işine devam ediyor.”
“İNŞAAT SEKTÖRÜ DÜZCE’DE BİTMEZ”
Sektörü Düzce açısından değerlendirebilir misiniz?
“Biz burada kendimizi şanslı hissediyoruz. Neden şanslı hissediyoruz? Öncelikle şunu söylemeliyim. Düzce’de köy sayısı çok fazla. Köy sayısının fazla olmasının şöyle bir faydası var. Şehir merkezinde yapılaşma dursa bile, köylerdeki tadilatlar devam ediyor. Bir de Düzce’de, Organize sanayi bölgelerinin kurulmasıyla, sanayinin büyüyüp gelişmesiyle çok göç alan bir yer. Buna paralel olarak da tabi konut ihtiyacı doğuyor. Ayrıca yapılan toplu konutların da bir müddet sonra tadilat işleri oluyor. Özellikle belki biraz acele ile yapıldığı için olabilir. Kalıcı konutlar da çok fazla tadilat işleri oluyor. Biraz da yüzölçümümüzün geniş olmasının etkisi var. Düzce geniş bir bölge. Zamanla da genişliyor. Biz bunu birkaç yıldır gözlemliyoruz. Gece bir tepeye çıkıp baktığınızda, bundan on yıl önce küçük bir bölgede olan Düzce, bir bakıyorsunuz yayılmış. Bu da bizim açımızdan gurur verici bir durum. İnşallah Düzce’miz ilerleyen günlerde Büyükşehir statüsüne de kavuşur.”
Sadece Düzce’de mi faaliyet gösteriyorsunuz? Batı Karadeniz Bölgesi’nde de faaliyetleriniz var mı?
“Batı Karadeniz’e açılımımız var. Fakat bu açılım toptan bazında değil. Perakende bazında satışlar yapıyoruz. Bu bölge genelinden bize gelen müşterilerimiz boş çevirmiyoruz. Alışverişlerimiz oluyor. Servisimiz var. İnsanların ayağına kadar hizmet götürüyoruz.”
“DEPREMDEN SONRA İNSANLAR BİLİNÇLENDİ”
Düzce’deki insanlar inşaat sektörü konusunda bilinçli mi? Yani size gelip bir ürün istediğinde mutlaka kaliteli olsun mu diyorlar, yoksa ucuz olsun şimdilik işimi görsün düşüncesindeler mi?
“Bu soruya genel bir cevap vermek zor açıkçası. Müşterilerin ekonomik durumuna ve anlayışına göre değişiklik gösteriyor bu durum. İnsanlar %100 bilinçlidir diyemem. Depremden sonra bilinç konusunda artış var. İnsanlar en azından alacakları ürünleri inceleyip, araştırıyorlar. Yine de her şey ekonomiye bağlı. Siz saraylarda oturmak istersiniz ama ekonomik gücünüz el vermiyorsa oturamazsınız. Çok iyi bir araca binmek istersiniz, ama ekonomik gücünüz uygun değilse binemezsiniz. Bunlar ekonomiyle sınırlı işler.”
Düzce genelinde reklam çalışmalarınız var mı?
“Düzce’de yaptığımız reklamların faydasını gördük. Düzce’de reklam için gelen arkadaşları şartlar uygun olduğu müddetçe hiç geri çevirmiyoruz. Sürekli olarak radyo reklamı veriyoruz. Dini ve milli günlerimiz de kutlama mesajlarında bulunuyoruz. Düzce’de bölgesel dergi ve gazetelerde reklamımız yayınlatıyoruz ve bunların da faydası oluyor tabi ki.”
Önümüzdeki günlere yönelik projeleriniz var mı?
“Yeni binamızın inşaatı haricinde proje aşamasında olan bir inşaatımız daha var. Onun haricinde bariz ve büyük bir projemiz yok. Bizim şu andaki ilk hedefimiz işimizi en iyi yapan olmak. Bunun çabasını veriyoruz. Biz en iyisi olmaya çalıştıkça da işlerin devamı gelecektir.”
“FUARLAR BİZİM SEKTÖR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”
Fuarların sektör açısından önemi nedir? Siz de Düzce’nin önce gelen firmalarından birisi olarak fuarlara katılıyor musunuz?
“Fuarların önemi özellikle bizim sektörde çok fazla. Elimizden geldiğince fuarlara katılmaya çalışıyoruz. Fuarlara katılımımız ise ziyaretçi olarak oluyor. Şu an için herhangi bir üretimimiz olmadığı için sadece ziyaretçi olarak katılıyoruz. Yeni ürünleri tanımak, onları Düzce’deki müşterilerimize tanıtmak adına fuarlara giderek, yeni ürünleri inceliyoruz. Yeni teknolojiler’ yakından görüyoruz.”
“PLANLAMAYA DİKKAT ETMEK LAZIM”
2010 yılı bundan sonrası için neler getirir?
“2010 yılının bu geçtiğimiz üç yılın ezikliği ile geçeceğini tahmin ediyorum. Bunu da şöyle söyleyebilirim. Türkiye’de ufak çaplı esnafı bitirdiler. Vergiler ülkemizde çok ağır. Enerji giderleri ülkemizde çok fazla. Ayrıca ülkede patlama noktasına gelmiş bir borç batağı var. Esnaf bir şekilde kendini döndürmeye çalışıyor. Sadece bizim sektör için değil, bütün sektörler için geçerli. Kesinlikle ben kimsenin doğru düzgün kâr ettiğini düşünmüyorum. Devletin talep ettiği vergiler çok fazla, giderler çok fazla. Kirada oturanlar için kira giderleri fazla. Çalışanlar için sigorta giderleri çok fazla. Bu anlamda 2010’dan çok fazla bir beklentim yok. Bu krizlerin akabinde iyiye gidiş bir zor. Önümüzdeki yılın hedefini, planlamasını bu yıldan yapmak gerekiyor. Bunlar kesinlikle çok önemli noktalar. Ekonomideki bu inişli çıkışlı grafikleri biz daha önce de yaşadık. Bu konuda tecrübe sahibi olduk. Planlama konusunda dikkat etmede çok fayda var.”
“ÇİN ÜRÜNLERİNDEN KURTULAMAYIZ”
Özellikle hırdavatta ağırlığını gösteren Çin ürünlerine bakış açınız nasıl?
“Biraz önce de söylediğim gibi her şey tamamen ekonomiye bağlı. Sizin 20 TL’ye mal ettiğiniz bir ürün Çin’de 2 TL’ye mal ediliyorsa o derece de ürün ucuz olur. Hatta birkaç aracı firma bu işten ekmek kazandığı halde ürünler hala çok ucuza tedarik edilebiliyor. Bunun için Çin ürünleri için biz ne dersek diyelim bu ülkede her zaman için yer var.Çin’in artık kaliteli ürünleri de var. Çin bugün dünyanın ekonomi devlerin birisi. Büyük fabrikalar kuruluyor. Büyük markalar gidip Çin’de fabrikalar kuruyor. Çin’de işçiliğin ucuz olması bunu sağlıyor.. Bizim ülkemizden farkı şu. Lüksü hiç düşünmüyorlar. Sadece yaşamaya bakıyorlar. Biz de lükse çok düşkünüz. Oradan kaybediyoruz biraz da. Bir de bizde iş disiplini çok az maalesef. Bizim doğal zenginlerimiz, ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili olması vb konularda çok şanslıyız. Ama şu var ki iş disiplini konusunda sıkıntılarımız var. Yoksa hiçbiri bizi etkilemez bunların.”
Kâr marjları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
“Şu anda hiç kimse çok fazla kâr edemiyor. Kâr marjları eskiye oranlar daraldı.Giderler de fazla olunca, çok fazla para kazanamıyorsunuz. Eğer iş sirkülasyonunuz iyiyse kâr marjlarının düşmesi sizin için sıkıntı olmaz. Bu yüksek olan giderlerle fazla iş yapamazsanız kâr marjlarınızın yüksek olması lazım. Ama ülkemizde uzun yıllardır bir istikrar var. Ne kadar sitem etseniz de enflasyon oranları uzun zamandır aynı. Dönem dönem yükselmeler oluyor belki, ama uzun yıllardır oranlar aynı. Paramız eskiye oranla kıymetlendi. Yabancı bir ülkeye gittiğinizde Türk Lirası’nı bozdurup harcamayı isterim ben açıkçası. Ülkemizde yabancı para birimleriyle alışveriş yapılmaması taraftarıyım. Kesinlikle Türk Lirası’na çevrilecek ve bu şekilde alışveriş yapılacak. Ben gezdiğim bütün ülkelerde bunu gördüm. Gelip de burada Euro ile alışveriş yapılmasını mağaza sahibi kabul etmemeli. Ticaret Bakanlığı’nın kesinlikle böyle bir kanun çıkarmasını isterim.Yani yurtdışından gelen turist gidecek bankada ya da ofiste parasını çevirecek, öyle kullanacak. Çok önemli bir konu. Buradan da kayıplarımız olduğunu düşünüyorum.”
“VADELİ SATIŞLAR OLMAMALI”
Toparlamak gerekirse son olarak sektöre vermek istediğiniz bir mesaj veya eklemek istedikleriniz nelerdir?
“Büyük şirketlerin bizleri kullandığını düşünüyorum. Kullanma derken şunu kastediyorum. Bizim kâr marjlarımızı bu büyük şirketler belirliyor. Serbest ekonomi, serbest piyasa diyoruz, ama böyle olmuyor. Mesela bir A bir de B firması var. Bu firmalardan paraya daha çok ihtiyacı olan firma valör hesaplarını yapıp ürünü geldiği fiyattan daha ucuza satıyor. Büyük şirketlerin, sanayicilerin buna dur demesi gerekiyor. Belli bir prensipleri olması lazım bence. Benim ürünümü bu fiyattan aşağı satamazsın şeklinde bir prosedür gerçekleştirmesi gerekiyor. Şöyle bir formül de geliştirilebilir. Bu ülkede uzun vade ile ürün satılmamalı. Herkese öz sermaye ile çalışmalı. Parası olan alsın, deposuna koysun ondan sonra satsın. Bu durum banka kredisi ile yapılandırılabilir. Üretici zamanında paralarını alması lazım. Ticaret bu şekilde olsun Türkiye’de. Şu firma 120 gün vade ile ürün satıyor, başka bir firma da ben 150 gün ile vereyim diyor. Başka bir firma da bende 180 gün ile ürün veriyorum diyor. Firmalar ürünleri alıyor, başka yerlerde kullanıyor. Ödeme günü geldiğinde ise sizin ödeminizi yapamıyor. Bence vadeli satışın olmaması lazım. Şu anda bankaların para döndürmesi gibi firmalar da ürün döndürüyor. Bu satışların bir şekilde banka kanalıyla kredilendirilip hayata geçirilmesi çok daha iyi olur.”